Modern çağın en büyük putlarından biri hızdır. Her şeyin hemen şimdi olmasını istiyoruz. Hızlı yemek, hızlı okumak, hızlı zengin olmak, hızlı öğrenmek… Zamanın bereketi kaçtıkça, hızın şiddeti artıyor. Ancak unuttuğumuz kadim bir hakikat var: Tabiatta hiçbir değerli şey aceleye gelmez. Bir çınarın gölgesinde oturmak için, on yıllarca sabretmek gerekir. Bir meyvenin tatlanması için güneşin altında demlenmesi icap eder.
Romalılar buna “Festina Lente” (Yavaşça acele et) demişler. Ancak bizim irfanımızda bu düsturun çok daha derin, çok daha köklü bir karşılığı vardır: “Teenni.”
Bir araçla çok hızlı giderken, yol kenarındaki çiçekleri, ağaçların detaylarını veya manzaradaki güzellikleri göremezsiniz. Hız arttıkça görüş açısı daralır, idrak sığlaşır. Buna hız körlüğü denir.
Bugün dijital dönüşümden, eğitim reformlarından veya kişisel gelişimden bahsederken düştüğümüz hata budur: Süreci yaşamadan, sonucu tüketmek istiyoruz. Sindirmeden yutulan bilgi hikmete dönüşmez; sadece zihinde bir yük olur. Oysa hakikat, teferruatta gizlidir. Ve teferruatı (detayı) görmek için yavaşlamak şarttır.
Teenni, sanıldığı gibi yavaş hareket etmek veya tembellik etmek değildir. Aksine; bir işi düşünerek, planlayarak, hakkını vererek ve sindirerek yapmaktır. “Acele şeytandandır, teenni Rahmandandır” hadis-i şerifi, bize iş yapma ahlakının temelini öğretir.
Şeytani olan acele; hırstan, telaştan ve güvensizlikten beslenir. Sonuç odaklıdır, süreci ezer geçer. Rahmani olan teenni ise; tevekkülden, emekten ve özenden beslenir. Süreç odaklıdır; her adımı bir ibadet titizliğiyle (İhsan şuuruyla) atar.
Bir mimar, temeli alelacele atarsa, o bina ilk sarsıntıda çöker. Bir öğretmen, konuyu hızlıca anlatıp geçerse, o bilgi öğrencinin kalbine inmez, havada kalır.
Peki, bu dengeyi nasıl kuracağız?
Eskilerin “Aheste beste” (Yavaş yavaş, sindire sindire ama kararlı) dedikleri o muazzam ritmi yakalayarak.
Durmayacağız, atalet içinde beklemeyeceğiz; ama koşarken nefes nefese kalıp yönümüzü de şaşırmayacağız. Adımlarımız sık ama basışlarımız sağlam olacak. Tıpkı bir hattatın kamış kalemini kağıda sürerken gösterdiği o sabırlı akışkanlık gibi… Tıpkı bir neyzenin nefesini üflerken gösterdiği o kontrollü sükûnet gibi…
Hız, zamanı tüketir; teenni ise vakti bereketlendirir. Bugün vaktim yok diyenlerin çoğu, aslında zamanı değil, huzuru kaybetmiş olanlardır.
Dönüşüm mü istiyoruz?
İnşa mı etmek istiyoruz?
O halde önce ritmimizi fıtratın ritmine, yani kalbimizin atışına uydurmalıyız. Telaş etmeden, panik yapmadan, her anın hakkını vererek…
Unutmayalım ki; menzile (hedefe) en erken varanlar, koşturanlar değil; istikamet üzere, emin adımlarla ve teenni ile yürüyenlerdir.
Çünkü acele eden eceline, sabreden emeline yürür.
Bir yanıt yazın