Tarih boyunca milletimizin direncini kırmak isteyen odaklar, daima bu toprakların en diri, en coşkulu ve geleceği omuzlayacak olan asıl gücünü hedef almıştır: Gençliği. Bugün fiziki sınırları aşan, bağımsız devletlerin egemenlik sahalarını pervasızca zorlayan yeni ve sinsi bir güç odağıyla karşı karşıyayız. Kendilerini tarafsız birer teknoloji sağlayıcısı gibi sunan küresel platform sahipleri ve tekno-oligarklar, insanlığın dikkatini, arzusunu ve toplumsal tepkilerini yönlendiren devasa bir dijital tahakküm ağı kurmuş durumdadır. Bu ağın en açık hedefi ise kimliğini arayan, geleceğini kurma eşiğindeki lise çağındaki evlatlarımızdır.
Mesele, sadece çocuklarımızın cep telefonlarında fazla vakit geçirmesi değildir. Karşımızdaki tablo; doğrudan insan zihnini, cemiyet nizamını ve toplumsal barışı hedef alan planlı bir bilişsel savaştır. Sosyolog Shoshana Zuboff’un gözetleme kapitalizmi teziyle ortaya koyduğu gibi, büyük teknoloji tekelleri insan davranışlarını sadece kaydetmekle kalmıyor, onları yönlendirmeyi ve dönüştürmeyi amaçlıyor. Algoritmalar öfkeyi, tekinsizliği, ayrışmayı ve anlık galeyanı besleyecek şekilde işletiliyor. Çünkü düşünen, sorgulayan ve basiret sahibi bir genç kolayca yönlendirilemez.
Oysa akıl, anlık heveslerin peşinde savrulmak için değil; hakikati batıldan, hayrı şerden ayırıp istikamet üzere kalabilmek için verilmiş kutlu bir emanettir. Gençlerimizin önüne planlı biçimde düşürülen kışkırtıcı içerikler, körüklenen çatışma dili ve köpürtülen anarşik eğilimler ise bu emaneti çiğneyerek evlatlarımızı kendi ailesinden, inancından ve köklü tarihinden koparıp küresel kaos projelerinin yakıtı haline getirmeyi amaçlamaktadır.
Son dönemde okullarımızda ve sokakta şahit olduğumuz taşkınlıkların, akran ilişkilerindeki çözülmenin ve yapay kamplaşmaların ardında bu dijital mühendisliğin parmak izleri vardır. Zihni ve muhakemesi henüz olgunlaşma çağındaki bir lise öğrencisi; ekrandan boca edilen dezenformasyon, kural tanımazlık ve sahte güç simgeleriyle kuşatıldığında okulun disiplinini, devletin nizamını, ailenin mahremiyetini ve milletin bin yıllık ortak vicdanını birer pranga gibi algılamaya başlar. Algoritmaların kurguladığı o karanlık yankı odalarında kaybolan evlatlarımız, vatanın hakikatinden koparak yabancı zihinlerin kurguladığı bir kaosun içine çekilmektedir. Kaos, tekno-oligarklar için bir veri madeni ve kazanç kapısı olabilir; ancak milletimiz için kaos, bağımsızlığın ve istikbalin tehlikeye girmesidir.
Bu tehdit salt kaba kısıtlamalarla veya geçici tedbirlerle bertaraf edilemez. Zira sanal alem artık yalnızca teknik bir araç değil, çocuklarımızın zihnini işgal eden yapay bir muhittir. Eğer biz o alana kendi irfanımızı, ahlak nizamımızı ve köklü adalet anlayışımızı taşıyamazsak, küresel baronların inşa ettiği bataklıklar evlatlarımızın geleceğini karartmaya devam edecektir.
Bu dijital ablukayı yarmak, yalnızca yasaklarla değil, aklı ve fıtratı koruyan köklü bir basiretle mümkündür:
Siber Egemenlik ve Hukuki Tavizsizlik
Türkiye Cumhuriyeti, egemenlik haklarını kara, deniz ve hava hudutlarında olduğu gibi dijital vatanında da tavizsiz korumalıdır. Küresel teknoloji şirketlerinin keyfi kurallarına, gençleri kışkırtan algoritma politikalarına ve kamu nizamını tehdit eden dezenformasyon ağlarına karşı hukuk devleti ilkeleri içinde en net yaptırımlar uygulanmalıdır. Hiçbir yabancı şirket, milletimizin evlatlarını manipüle etme imtiyazına sahip değildir.
Eleştirel Algoritma Bilinci
Okullarımızda gençlere yalnızca kod yazmayı veya bilgisayar kullanmayı öğretmek yetmez. Onlara ekranın ardında çalışan sistemi, algoritmaların insan psikolojisini nasıl yönlendirdiğini ve toplumsal kargaşaların nasıl dijital tezgahlarda üretildiğini fark ettirecek eleştirel bir zihin aşılanmalıdır. Gençlerimiz yönlendirilen bir veri yığını değil; aklını ve iradesini hiçbir tahakküme teslim etmeyen, fıtratına sahip çıkan bağımsız birer şahsiyet olmalıdır.
Tarih Şuuru ve Medeniyet Kalkanı
Kendi tarihini, kahramanlarını, dilini ve medeniyet davasını bilmeyen bir genç, dijital ekranların sahte ikonlarına kolayca kapılır. Evlatlarımızı kuru laflarla değil; hikmetle, bilimle, sanatla, sporla, üretimle ve yüksek ahlaki ideallerle donatacak güçlü bir maarif iklimi okullarımızın her köşesine hakim kılınmalıdır. Öz güveni tam, köklerine bağlı bir genci hiçbir algoritma esir alamaz.
Öğretmenin Vakarı ve Ailenin Sorumluluğu
Aile, çocuğunu ekranın soğuk yalnızlığına bırakmamalı; öğretmenin sınıftaki saygınlığı ve konumu ise tavizsiz korunmalıdır. Okul, yalnızca bilgi aktarılan bir binadan ibaret değildir; bir cemiyetin adaletinin, edep anlayışının ve ortak karakterinin yoğrulduğu güvenli bir irfan ocağıdır. Öğretmenin kılavuzluğu, yabancı mecraların vadettiği sahte dünyaların en sağlam panzehiridir.
Tekno-oligarkların doymak bilmez iştahına ve küresel kaos tezgâhlarına karşı en aşılmaz setimiz; vatanına sevdalı, yüksek ahlakla bezenmiş, aklı hür, vicdanı hür, köklü bir medeniyet şuuruyla yoğrulmuş gençliğimizdir. Evlatlarımızı küresel sermayenin ve yıkıcı algoritmaların oyuncağı olmaktan kurtarmak, devletimizin ve milletimizin istiklal vazifesidir.