Algoritmik Esaret, Bilişsel Hürriyet

1 Haziran 2013 tarihinde kaleme aldığım Algı ve Gerçeklik Arasındaki Uçurum” başlıklı yazımda, hakikat ile kitlelere sunulan illüzyon arasındaki o tehlikeli ontolojik mesafeyi felsefi bir zeminle teşhis etmiştim. Aradan geçen on yılı aşkın sürede bu uçurum kapanmak bir yana, devasa büyük veri havuzlarıyla beslenen asimetrik bir siber-mimariye dönüşerek doğrudan irademizi ve karar alma mekanizmalarımızı yutuyor. Toplum mühendisliği kavramı, geçmişin o tek yönlü rıza üretimi pratiklerinden tamamen sıyrılıp, bugün insan zihninin nöro-kimyasal süreçlerini hackleyen kusursuz bir kognitif işgale evrilmiş durumdadır.

İşte bu yüzden, bir önceki “Veri, İrade ve Yeni Psikopolitika” analizimde felsefi anatomisini deşifre ettiğim bu görünmez panoptikona karşı artık salt durum tespiti yapmanın ötesine geçip işin mutfağına inmemiz zaruridir. Okumakta olduğunuz bu yazım; o algoritmik prangaları kırarak kendi teknolojik ve bilişsel istiklalimizi atölye masalarında, kod satırlarında ve rasyonel aklın sarsılmaz sükûnetinde nasıl yeniden inşa edeceğimizin stratejik yol haritasıdır.

Edward Bernays’in 1928 yılında yayımlanan ufuk açıcı Propaganda eserinde temellerini attığı kitleleri yönlendirme sanatı, büyük veri havuzlarında işlenen hiper-kişiselleştirilmiş algoritmalar üzerinden icra ediliyor. Fiziksel sınırların anlamını yitirdiği bu yeni ekosistemde en büyük işgaller coğrafyalara değil, doğrudan doğruya insanın karar alma mekanizmalarına ve iradesine yapılıyor.

Modern iktidar yapılarının evrimini anlamak, toplum mühendisliğinin ulaştığı teknik kapasiteyi kavramanın ön koşuludur. Michel Foucault’nun bedenleri fiziksel kurumlar aracılığıyla disipline eden biyopolitika teorisi, dijital devrimle birlikte yerini Güney Koreli filozof Byung-Chul Han’ın kavramsallaştırdığı psikopolitikaya bırakıyor. Zorlayıcı aygıtlarının ve kaba propagandanın yerini, bireyin kendi mahremini gönüllü olarak vitrinlere sunduğu ve kendi verisiyle kendi dijital hücresini inşa ettiği devasa bir şeffaflık panoptikonu almıştır. Bu yeni mühendislik türü acı vererek değil, sürekli bir dopamin akışı ve sınırsız konfor illüzyonu sunarak zihni uyuşturuyor; insan tamamen özgür iradesiyle hareket ettiğini zannederken aslında kusursuzca tasarlanmış bir kod dizininin içinde sürükleniyor.

Geleneksel mühendislik var olan sosyal yapıyı değiştirmeye çalışırken, dijital çağın veri madencileri doğrudan geleceği tahmin edilebilir ve yönlendirilebilir kılmayı hedefliyor. Harvard Üniversitesi’nden Shoshana Zuboff’un sarsıcı Gözetim Kapitalizmi teorisi ışığında bakıldığında, klavyede geçirilen her saniye ve ekranda kaydırılan her piksel, küresel teknoloji devleri için paha biçilemez bir “Davranışsal Artı-Değer” (Behavioral Surplus) üretiyor. Nobel ödüllü ekonomist Richard Thaler ve hukukçu Cass Sunstein’ın literatüre kazandırdığı dürtme teorisindeki seçim mimarları, bugün algoritmaları kodlayan mühendislerin ta kendisidir.

Bir sosyal medya platformunda sıradaki videonun otomatik olarak oynatılması salt bir yazılım özelliği değil; zaman algısını, odaklanma kapasitesini ve nihai tercihi, bilinç devreye girmeden çok önce manipüle eden yapısal bir kognitif mühendislik hamlesidir.

Bu devasa algoritmik kuşatmaya ve zihin mühendisliğine karşı koymanın tek yolu, teknolojik altyapıyı rasyonel ve felsefi bir duruşla tahkim etmektir. Nesillerin ontolojik omurgası olarak belirlenen “fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür” vizyonu, günümüzün dijital manipülasyonlarına ve yankı odalarında oluşan sürüleşme eğilimlerine karşı geliştirilmiş en muazzam stratejik savunma doktrinidir. Dijital dünyada fikrin hürriyeti; ekranlardan akan dezenformasyon tufanını analitik bir süzgeçten geçirmeyi, kendi verisinin egemenliğini elinde tutmayı ve dışarıdan dayatılan trendlere karşı rasyonel aklın sarsılmaz sükûnetini korumayı zorunlu kılıyor.

Toplumsal yapının hücresel çekirdeği olan aileyi ve milli eğitim ekosistemini bu asimetrik veri savaşında pasif birer tüketici olarak bırakmak, geri dönüşü olmayan bir sosyolojik erozyona zemin hazırlamaktır. Yapılması gereken hamle, korumacılık reflekslerini aşarak; aileyi dijital dünyanın yıkıcı asidinden koruyacak yapısal bilgi portalları inşa etmek ve sahadaki Ar-Ge süreçlerini algoritmik okuryazarlık temeline oturtmaktır. Teknolojiyi salt bir tüketim ve eğlence nesnesi olmaktan çıkarıp onu kendin yap (maker) atölyelerinde, mikrodenetleyici kodlamalarında ve ulusal çaplı inovasyon projelerinde (Teknofest, Milli Teknoloji Atölyeleri vb ile) bizzat gençlerin elleriyle şekillendirdikleri bir üretim aracına dönüştürmek en kritik sistem müdahalesidir. Maddeye ve koda hükmederek kendi donanımını ve yazılımını inşa eden bir zihin, dışarıdan gelen toplum mühendisliği operasyonlarına karşı doğal bir bilişsel bağışıklık duvarı örmüş demektir.

Dijital çağın asimetrik ekosisteminde toplum mühendisliğini bertaraf etmenin yegane matematiksel ve sosyolojik formülü kodlanan değil, kodlayan tarafa geçmektir. İradenin haysiyetini ve bilişsel istiklalimizi korumak; küresel veri havuzlarında işlenen pasif bir istatistik nesnesi olmaktan çıkıp, rasyonel aklın ve milli teknolojik üretimin kurucu öznesi olmaya dayanan ontolojik bir mecburiyettir.

İnsanın varoluşsal bütünlüğünü küresel platformların dayattığı pürüzsüz ve uyuşturucu simülasyonlarda aramak beyhude bir çabadır; zira o sarsılmaz şahsiyet mimarisi ancak ahlak, bilim ve sahici bir üretim çilesiyle inşa ediliyor. Kendi sisteminin donanımını ve algoritmasını üretemeyen her zihin, nihayetinde başkalarının tasarladığı bir mühendislik projesinin sıradan veri setine dönüşmeye mahkûmdur.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir