Mış Gibi Yaşamların Gürültüsü

Modern çağın algoritmik ekosistemi, kulağımıza sürekli olarak ne kadar çok yaparsak ve ne kadar çok platformda görünürsek o kadar çok var olacağımıza dair tehlikeli bir ontolojik yalan fısıldıyor. 

Bu sahte varoluş denklemi yüzünden sürekli bir telaş içinde aynı anda üç farklı dijital sekmede iş yapmaya çalışıyor, beş farklı sosyal medya uygulamasında farklı birer persona üretiyor ve zihnimizi on farklı projeye paylaştırıyoruz. Bütün bu algoritmik koşturmacanın bizi daha dolu veya daha üretken bir insan yapacağı yanılgısına sımsıkı tutunmuş durumdayız.

Oysa hakikat, bu denklemin tam tersinde gizlidir. Romalı bilge Seneca, yüzyıllar öncesinden bugünün multitasking (çoklu görev) hastalığına teşhisi koymuştu: “Her yerde olan, hiçbir yerde değildir.”

Bugün cesaretle söylememiz gereken şudur: Çok şey yapmak, aslında hiçbir şey yapmamaktır. Çünkü insan ruhu, dağıldıkça sığlaşan, odaklandıkça derinleşen bir yapıya sahiptir.

Çok olanda, kaçınılmaz bir enflasyon vardır. Ekonomide para bollaşınca değeri nasıl düşüyorsa, eylem ve söz çoğalınca da manası buharlaşır. Çokluk dünyası, bir “Miş Gibi Yaşamlar” sahnesidir. Çok çalışıyormuş gibi, çok seviyormuş gibi, çok mutluymuş gibi…

Rahmetli Doğan Cüceloğlu’nun ısrarla uyardığı o “Mış Gibi Yaşamlar”, insanın kendi özüne yaptığı en büyük ihanettir. Çünkü çokun olduğu yerde detay kaybolur, incelik ölür. Geriye sadece kaba bir abartı ve vitrinlik bir yalankalır.

Azın ve özün derinliğinde yol bulmaya çalışan bir yolcu olarak olarak şunu söyleyebilirim ki on tane kitabı yarım yamalak okuyan değil, bir tane doğru kitabı sindirerek okuyan talebe dönüşür. On kişiye merhaba diyen değil, bir kişinin gözünün içine gerçekten samimiyetle bakıp halini soran kişi insan olur.

İşte tam bu noktada, sosyolojik ve matematiksel bir kanun karşımıza çıkar: Popülerlik ile samimiyet, zıt yönlüdür.

Popülerlik, kalabalıkları hedefler. Kalabalıklar ise ortalamayı ve yüzeyselliği sever. Çok kişiye ulaşmak istiyorsanız, sözünüzü basitleştirmek, tavrınızı cilalamak ve hakikatten taviz vermek zorunda kalırsınız. Yani çoğalmak için, kendinizden azalmanız gerekir.

Samimiyet ise mahremiyet ister. Tenha sever. İnsan ilişkilerinde de böyledir; binlerce takipçiniz olabilir ama başım darda diyebileceğiniz dostunuz bir elin parmağını geçmez. O binler çokluktur ve sanaldır; o bir kişi azdır ama hakikidir.

Çağımızın filozofu Byung-Chul Han, Yorgunluk Toplumu eserinde; modern insanın kendini yapabildiği şeyler üzerinden sömürdüğünü söyler. “Daha çok, daha çok!” diyerek kendini tüketen insan, aslında ruhunu ıskalamaktadır.

İnsanın fıtratı, parçalanmaya değil, bütünleşmeye ayarlıdır. Dikkatimizi ve enerjimizi bin parçaya böldüğümüzde, geriye sadece yorgun bir beden ve tatmin olmamış bir ruh kalır. İnsan odaklı bir çaba, ancak sadeleşmekle mümkündür.

Toprağa yüz tane tohumu rastgele saçmak çok iş yapmak değildir. Bir tohumu doğru yere ekip, ona sabırla su vermek; işte o emektir. Birincisi istatistiktir, ikincisi bahçıvanlıktır. Biri rakamdır, diğeri candır.

Gelin, bu hız ve çokluk putunu kıralım. Hayatımızdaki fazlalıkları, lüzumsuz kalabalıkları, gündemden kalmayayım diye bakılan ekranları, samimi olmayan her tutum ve davranışı bir kenara bırakalım.

Az yapalım ama tam yapalım. Az konuşalım ama öz konuşalım. Yaptığımız işi vitrine değil, vicdana sunalım; gösterişin kirinden arınmış, samimiyetin sükûnetinde, saf ve dosdoğru yapalım.

Çokluk ve dağınıklık anlamına gelen kesret, zihnin odaklanma kapasitesini felç eden, sistemi yoran ve gerçeğin üzerini örten bir veri gürültüsünden ibarettir. İnsanın ontolojik bütünlüğü ve yaratılış gayesi ise ancak vahdetin, yani tevhidi bir odaklanmanın, nitelikli bütünleşmenin ve arınmışlığın içinde anlam bulur.

Dolayısıyla kalıcı hakikat ve sürdürülebilir başarı, dijital kalabalıkların ürettiği o bitmek bilmez performans gürültüsünde değil; iradeyle seçilmiş azın, derinden kavranmış özün ve samimiyetle inşa edilmiş o sarsılmaz sükûnetin tam merkezinde yatmaktadır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir